Muhsin
Çelebi
İstanbul, altı asırlık
bir Osmanlı medeniyetinin izlerini taşıyan camilerimizle dolu bir şehrimizdir.
Bu camilerimizden kimisi hal dili ile: 'ne olur beni yıkılmaktan kurtarın'
dercesine feryat ediyor. İşte bunlardan birisi de eski Trakya garajının
arkasında camlık mezarlığının yanında E5'in kenarında Topkapı surlarının
dışında Arakıyeci İbrahim Çavuş Camii... 410 yıldır ayakta kalmaya çalışan
bu camimizi 1591 yılında Mimar Sinan yapmış binanın dışı taş antika çinilerle
kaplı olmasına rağmen, sahip çıkamadığımızdan bir benzerinin Rüstempaşa
Camii'nde olan harika çinilerin birçoğu çalınmış. Yerlerine taklitleri
konulmuş adeta sırıtıyor. Hakiki meyveler ile plastik meyvelerin farkı
gibi görünüyor.
Caminin yapılışı oldukça
ilginçtir. Caminin adını taşıyan İbrahim Çavuş Topkapı surlarının kenarında
takke tesbih satan, arakıyecilik yapmakla geçimini sağlayan saf kalpli
birisidir. Bir cuma günü vaiz efendinin, 'Kim Allah için bir cami yaptırır
ise Allah da ona cennette bir köşk yapar.' hadisi çerçevesinde, cami yaptırmanın
faziletine dair vaazını dinler ve o günden itibaren bir cami yaptırmayı
kafasına koyar. Zaten o anda bir kendisi bir de kocamış ihtiyar hanımı
vardır. Oğlu Mustafa subaşı şehit olmuştur; fani dünyada her ikisi de
ihtiyarlamış, ahirete daha da yaklaşmışlardır.
İbrahim Çavuş, eş
dost ve komşularıyla arada sırada sohbet ederken herkes gönlünde yatanı
söylemektedir. Dostlarından kimi parası olursa, "Fakir fukaraya yardım
edeceğim onları evlendireceğim." der. Kimi, "Ben hastane yaptıracağım.",
bazısı da, "Ben yol, çeşme yaptırıp hacca gideceğim." gibi arzularını
söylerler. İbrahim Çavuş ise 'Ben zengin olursam bir cami yaptıracağım.'
der. O bu isteğinde o kadar samimidir ki beş vakit namazında arzusunun
gerçekleşmesi için dua eder. Kim ihlasla samimi olarak bir şeyi talep
eder ise Allah da onun duasını kabul eder. Nitekim cami duası bir gün
rüyalarına girer. Rüyasında bir melek gelir baş ucuna dikilir ve der ki:
"Ey İbrahim! Sabah kalkacaksın namazını kılacaksın azığını hazırlayıp
yola çıkacaksın, Bağdat'a gideceksin sana gösterdiğimiz bu yoldan Bağdat'a
gireceksin şu sokağı bulacaksın. Sağdan itibaren sayarak sekizinci kapıyı
bulacaksın. Mevsimi geçmiş olmasına rağmen kapının üzerindeki asma çubuğunun
arasında iki üzüm tanesi bulup, yiyip, ne muradın varsa göreceksin..."
İbrahim Çavuş hemen
fırlayarak kalkar, "Hanım hanım.." der. "Kalk bakalım ben
bir rüya gördüm. Cenab-ı Hak muradımıza nail edecek; ama bir Bağdat'a
gidip gelmem gerek." der. Rüyasını anlatır. Ayşe Hanım da safi temiz
kalpli bir kadındır tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş, derler ya işte
öyle birisi. Bundan dört asır önce uçak, tren, otobüs yoktur tabii. Ya
merkep sırtında veya at sırtında ver elini Bağdat der ve yola revan olur
iki-üç ay kadar sonra Bağdat'a varır.
Aynen rüyasında gördüğü
gibi yoldan şehre girer sokağı bulur, sağdan itibaren sayar sekizinci
kapıyı bulur yedinci ve dokuzuncu kapılarda asma çubuğu yoktur. Sekizinci
kapının üzerindeki asma çubuğunun arasındaki üzüm tanelerini arar bulur
ve ağzına atar. Tam o sırada yoldan geçen birisi 'Onun giyinişinden kuşanışından
bir şeyler arayışından yabancı olduğunu anlar ve yardımcı olmak ister.
İbrahim Çavuş yabancı
olduğunu İstanbul'dan bir rüya münasebeti ile geldiğini söyleyince adamcağız
merak eder ve "Anlat bakalım nasıl bir rüya imiş bu seni ta buralara
kadar sürüklemiş." der. İbrahim Çavuş rüyasını olduğu gibi anlatınca
adam kahkahayı basar ve der ki :
"Allah'ım senin
bu kadar da saf kulların var mıydı? Bana da rüyamda denildi ki; 'Ey falanca
İstanbul'a git orada Topkapı surlarının yanında takke tesbih satmakla
geçimini temin eden İbrahim Çavuş diye bir zat var onu bul. Evinin odunluğunda
iki küp altın var. Kaz ve al.' denildi de ben gitmedim." der.
İbrahim Çavuş heyecanla
dinler ve 'o zat benim' demeden "hı hı..." diyerek geçiştirir.
Hemen İstanbul'a hareket eder. İki üç ayda gittiği yolu 1,5 ayda kat eder.
Hemen evine gelir içeriye girmeden hanımına; "Hanım hanım kazmayı
küreği getir." der ve odunluğa girer. Odunluğu kazar ve iki küp altını
çıkarır birisi ile şu andaki Takkeci İbrahim Çavuş camisini yaptırır,
birisini de yedi kuyulardan birisine atıp ileride yıkılacak olursa bu
paralarla aynı caminin tekrar yapılmasını ister. Cenab-ı Hak bizlere de
İbrahim Çavuş'un ihlas samimiyetini nasip etsin ve bıraktığı esere sahip
çıkan nesillerden eylesin.